Türkiye’de basın özgürlüğünün giderek daraldığı, gazetecilerin ve muhalif seslerin baskılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemden geçiyoruz. Son 25 yılda ana akım medyanın büyük ölçüde iktidar yanlısı bir yayın çizgisine yönelmesi, farklı görüşlerin ekranlarda kendine yer bulamaması, ülkemizde bağımsız ve muhalif medyanın önemini daha da artırmıştır.
İktidardan farklı düşünen gazetecilere, akademisyenlere ve toplumun farklı kesimlerine söz hakkı tanımayan bu anlayış, en çok medya alanında kendisini göstermektedir.
Bugün, muhalif kesimlere ve farklı görüşlere ekranlarında yer veren Halk TV’ye kayyum atandığı haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik. Tele1 ve T24’e yönelik uygulamaların ardından Halk TV’nin de bu sürecin bir parçası hâline gelmesi, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı açısından ciddi kaygılar doğurmaktadır.
Anayasamızın 28. maddesi açıktır: “Basın hürdür, sansür edilemez.”
Bu anayasal güvenceye rağmen basın kuruluşlarının baskı altına alınması, farklı seslerin susturulması ve toplumun gerçeklerden uzak tutulması kabul edilemez.
Halkın haber alma hakkı engellenemez. Televizyon ekranları susturulsa da vatandaşlarımız hayatın gerçeklerini yaşamaya devam ediyor. Ekonominin iyi olduğu söylense de çarşıya, pazara çıkan emekli, geçimini sağlamaya çalışan emekçi ve işini ayakta tutmaya çalışan esnaf ülkenin ekonomik koşullarını bizzat yaşıyor.
Özgür basın, demokratik bir toplumun vazgeçilmezidir. Hiçbir iktidar, toplumun gerçekleri öğrenme hakkının üzerinde değildir.
Bizler de Yeni Parti çatısı altında adaletten, demokrasiden ve ifade özgürlüğünden yana; baskıya, sansüre ve halkın haber alma hakkının engellenmesine karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Çünkü özgür basın susturulursa demokrasi zarar görür. Demokrasiye sahip çıkmak, halkın sesine ve gerçekleri öğrenme hakkına sahip çıkmaktır.